![]() |
||||||
|
|
"KAF DAĞININ ARDI" (MASAL OYUN - 3 PERDE) Aslında belki de; o gezegen üzerinde yaşayanlardan “bir kısım” canlı sadece, oldukça garip... Diğerleri kendi hallerinde… İşte böyle bir gezegende… Bir varmış, bir yokmuş… Şirin mi şirin, güzel mi güzel, bereketli mi bereketli bir küçük ülke varmış. Bu ülkenin birbirinden güzel bir sürü kendi halinde insanı varmış… Bunlar çalışır, çabalar iki yakaları bir araya gelmez ve “bir lokma, bir hırka” yuvarlanıp giderlermiş. Bu ülkenin mini minnacık cıvıl cıvıl çocukları varmış.Bunlar yarı aç yarı tok bin bir sorunla boğuşarak büyürler yine de kahkahalarıyla ortalığı çınlatırlarmış ve çevrelerine hayat saçarlarmış. Günlerden bir gün bu ülkenin “stratejik dostları”nın aklına birden bir cinlik gelivermiş. Bunlar, öyle “dostlar”mış ki; böyle dostu olanlara hiç düşman gerekmezmiş. Yani “Two in One” larmış bunlar. Bu “dostlar”; “Yahu bunların hala sürekli ölüm saçan bir “barışçıl” atom reaktörleri bile yok, hemen bunlara şöyle okkalısından bir atom teknolojisi satalım” demişler...“Yahu, acep bunlar, böyle bir şeyi alırlar mı almazlar mı” diye tartışırlarken, içlerinden biri; “Yavv, 2900’lerde elektrikli diş fırçalarınız çalışmazsa karışmayız haa diye, yırtınırsak bunların içindeki stratejik komisyoncularımız ne istediğimizi hemencecik anlarlar ve gereğini yaparlar” diyerek diğerlerinin yüreğine sular serpmiş… Başlamış görüşmeler, tartışmalar, pazarlıklar… “2900’lerde cebimi şarj edemezsem n’olurum” yollu ilmi konferans fırtınaları, tepeden tırnağa sarmış memleketi bir anda… Ülkenin her yanı, “Dövizimiz cebimizde kalacak, meyilimiz susmayacak!” afişleriyle donanmış... Tren gelir hoş gelir ve de hızlandırılmış gelir, gibi halk türküsü listelerdeki birincilik tahtından, “Onun reaktörü var, dehşet mi dehşet” şarkısıyla indirilmiş… En güvenli, en barışçıl ve en estetik bir sürekli ölüm fabrikası “Yap, İşlet, Mahvet!” modeli esas alınarak denize nazır bir yerde kurulmaya karar verilmiş… İnşaat “hızlandırılmış” bir teknikle yıldırım gibi tamamlanmış. Veee! Sıra gelmiş törenle açılış yapılıp, atom kazanının kaynatılmasına… Fakat törenin neticesinde… Neticeyi tahmin edin bakalım… 23 Haziran gecesi bu çocuklar anlattı bu hikayenin gerisini... Görenler görmeyenlere, duyanlar duymayanlara anlatsın diye... Ellerinize, dilinize sağlık... |
|||||
|
Fotoğraf albümüne buradan ulaşabilirsiniz... ►FOTO 2006 |
||||||
|
YILDIZLAR 2006 |
||||||
|
Takdirini kazanmak öyle kolay değil. Bunu başarırsanız meseleyi yarı yarıya halledersiniz… Hayvanlarla böyle iletişim kuran balerin çok yoktur bu çevrelerde. Bizim Cesur’u gördüğünde gözlerinin içi gülüyor. Laf arası balerin dedik… Bu kız, bunu olacak… Arzulu ve istekli olduğu anlar harika.. Kendinden küçük bale kardeşlerinin en sevecen ablası. Hem de can-ı yürekten. Sanatçılığın en belirgin özelliği onda bolca var… |
||||||
|
Narsist mi? Yoksa nihilist mi? Anlayabilen beri gelsin… Biz ikincisini yeğlerdik… Galiba O da öyle yapacak ileride… Ne güzel… Ancak vefalı bir komşu değil. “Ayıy” dedi mi ısrar yersiz. Sınıf arkadaşlarını derinden seviyor. O, “çok güzel bir balerin”… Bakın bu hayırsız komşumuz resitale bile çıkma alicenaplığı gösteriyor. Herkes bunun kıymetini bile… O da “akıl bağımsız eylem özgür”cülerden… Duymasın hemen “ayıy”der. Ama öyle… Hayırsız bir komşu o… İstediği kadar “Ayıy” desin… |
||||||
|
Odi’nin sevgilisi… Cesur’un da… Tüm börtü böceği seviyor haspa… Hem de ne sevmek… Şimdi yavaş yavaş bale sanatını da seviyor… Hangi gezegene götürürseniz götürün uyum sorunu çekmez. Seveceği şeyleri hemen bulup çıkarır ve sevdirir kendini… Dans bilimle uyum gösterecek… Dans sanatla da … Ama ille de hayvanlar, ille de doğa… |
||||||
|
Ufak tefek görüp de “Karamürsel Sepeti” sanmayın.. Kaşlarını bir çatarsa anlarsınız kim olduğunu… Modern ifade dansının minik ustasıdır derseniz yanılırsınız çünkü o, bir anadan doğma Latinci… Bale, modern ve toplum danslarını birlikte öğreniyor. Bunu hiç kulak arkası etmeyiniz. Ancak Latin danslarını ruhuyla yapıyor. Bu konuda yetişkin öğrencileri sinir eder. Etsin… Fıtık eder fıtık…Bravo O’na. |
||||||
|
Zoru başarıyor. Hepimiz belki biraz bundan keyif alıyoruz. Başarınca mutlu oluyor. Hem de nasıl… O, mutlu oldukça bize de sirayet ediyor bu… Şimdi o öğrenmeyi öğreniyor doğal olarak…. Sıkılmadığı sürece her şey yolunda. Her şey onun için çok daha güzel olacak. O, daha mutlu olacak. Biz de…Hepimiz yani… |
||||||
|
Çok tehlikeli… Zeka küpü… Doğa O’na bu konuda çok cömert davranmış.. Kahkahası müthiş. Vücudunu avucunun içine toplayacak ilerde… O’na kimsenin bir haksızlık yapması mümkün değil… Tüm evrensel sanatçılarda yani dünyayı başkalaştırmayı başaracak türden evrensel sanatçılardaki bu hususiyet onda doğuştan var… Bize kolay gelsin. Son söz… Çok tehlikeli… Biraz daha büyüsün ortalığı sanatıyla yaratıcılığıyla toza-dumana katacak… |
||||||
|
Bu yıldız vücudunu maharetli bir şekilde kullanacağını deklare ediyor.. Ciddiyetle, kararlılık da yerinde.. Süsünün de yerinde olduğu ayrı bir gerçek.. “Gündelik” estetikten hoşlanmıyor. Rafine bir ruh.. Sanatseverler O’nu çok sevecek.. O da bale için sahneleri… |
||||||
|
Ciddiyetse ciddiyet. Beceriyse beceri…Duygusallık gani… İşte dans sanatının olmazsa olmazları… Yani bunlar zaten cepte. Evde nasıl bilmeyiz ama derste arı gibi… Öz disiplini nerede öğrenmiş bu merak konumuz… Yakası bırakılmayacaklardan… |
||||||
|
Fırtınalı bir zeka… Müzikle çok haşır neşir… “Avev Avev” diye bir şarkısı var, dinleyeni mest ediyor. Şimdi sıra klasiği depolamasında… Depolar ki hem de nasıl… Eleştirileri çok keskin… Gerektiği an gözünü kırpmadan babasını bile eleştirir. Zaten O, bunu severek yapıyor. Eren’e ablalıkta her babayiğidin harcı değil. O, bunu üstün bir başarıyla yapıyor… |
||||||
|
Geçen yıl O’na grotesk bir balerin demiştik. O geçen yıldı… “Dün dündür, bugün bugündür” felsefesini harap eder. Durup dururken O’na bir isim takıldı. “WAGANOVA” diye…Romantik-klasik ekolü annesinin karnında öğrenip sevdiği konusunda garanti verebiliriz. Bunun nasıl olduğu konusu, hem dans bilimin hem de evrim bilimin inceleme alanına giriyor. Dünya sahneleri sabırsız değildir. O’nu da beklemesini bilir. Eşyanın tabiatı gereği… |
||||||
|
O, bir abla balerin. Arda da ablasını çok seviyor. Hiç belli etmemeye çalışsa da “içliliği” çok belirleyici. Bir dansçı olarak vücudunu avuçlarının içine alması O’nu en zoru başarmaya başladığının göstergesidir. Abla şimdi buna başladı artık… |
||||||
|
Antik dünyada böyleleri “hınzırlık tanrıçası” olurlardı herhal… Bir fırsatını bulup O’nunla bir sohbet edin. Bir sürü şey öğreneceksiniz. Dans sanatının ifade boyutunu parmağına dolamış, bu konudaki fikrinizi daha sonra bize de ulaştırın. |
||||||
|
Mütevazi olmasa tüm maharetlerini sergiler. Bıkmadan da izlettirir onları bir bir. Gözümüz üzerinde.. Bunun tercümesi “çok iyi olmaktan başka şansı yok” demek olmuş oluyor… O’da buna hazır zaten. |
||||||
|
Usta bir balerin sanatsal yolculuğuna nasıl başlar, biz bunu okuyarak öğrendik..Şimdi görerek de öğreniyoruz. her şeyi keyif alarak yapıyor. Sanattan keyif alıyor. Peşini kolay kolay bırakmayacağız. O da bunun farkında. Azıcık da hınzır ama… Eh! Sanat da hınzır değil mi? |
||||||
|
Yurdum insanı içerisinde böylesine kararlı ve istekli birini bulmak zordur. Büyük ve üzücü bir kaza geçirdi. Ancak O'nu hiçbirşeyin engelleyemeyeceğini de herkese gösterdi. Böyle bir tutumun O'nun kişiliğinin bir sonucu olduğu apaçık. Her şeyi başarır... O'na arkadaşlarının da takdiri büyük. O'na da diğerlerine de bravo... |
||||||
|
Bizde bir telaşlı vardı, şimdi ikincisi o… Sükunet içinde bir telaşlıyı görmemişsinizdir. Eh! Bizde hiçbirşey standart değildir evvel Allah… Kafası dağınık olduğu zaman yüzü asık… Gülerek çalışıyorsa her yaptığı zarif.. İsmail O’nu rahat bırakmaz… Ablasını çok seviyor. Şimdiden İsmail’in bale öğretmeni. İsmail O’ndan yakasını kurtaramaz. O da İsmail’den… |
||||||
|
O’nu daha çok yeni tanıdık. İyi ki tanımışız. Kısa yoldan söyleyeyim, O, iyi bir seçim yaptı. Cıvıl cıvıl, cana yakın… Akıllı ve sanatçı ruhlu…Baran’ın ablası olmakta çok güzel bir şey… Aslında bir gözümüz de Baran’da.. En azından ne dediğimizi o biliyor… Gerisi şimdilik laf-ı güzaf… |
||||||
|
Bazı şeylerin anlaşılması için normalinde zamana ihtiyaç vardır. Bu kızın yıldız olduğunu anlamak için zamana değil mekana ihtiyaç var. Bizim burayı şenlendirdi. Rizeli siyasetçinin yanlışı gibi söylersek “kompile” sanatçı… Şimdi bize düşen ödev O’nun daha da “kompile” hale gelmesine yardımcı olmak… Biz buna dünden razıyız. Bale barında çalışmaya bayılıyor. Derin plie’den sıçramayı çok seviyor. Eh! O, seviyorsa bizede onu O’na yaptırmak düşer. Bıkmayız biz de… |
||||||
|
Kısa zamana çok şey sığdırdı. Kondisyonu şimdi daha iyi. Ayrıca bale eğitimini çok seviyor. O’nu seveni biz de seviyoruz. Algısı çok güçlü ve algılananı güzel icra ediyor. Alpha Lupi gibi derin Plie’den sıçramayı O da çoook seviyor. Aferin O’na… Son derece ciddi bir kişilik. Sanatta bireyin ilaçlarından biri bu. Diğeri ise keyif… Bu yıldız her şeyi keyifle yapıyor. |
||||||
|
Çok disiplinli bir yaşam… Ancak bu; öz disiplin. Çok keyifli bir yıldız. Güldü mü? Gülücükler açan cinsinden.. Güçlü bir ifade ve yorum gücü. Her şey son derece keyifli olmalı O’nun için. Doğrusu da bu zaten. Sanatın öğrenileceğini kesinlikle kavramış. Bunun da emekle olacağını biliyor. İşte genetik miras. İşte 1871 ruhu… Aslında bu beklide tüm sanatların ruhu… |
||||||
|
Bale sanatı eğitimi bu kızın öncelikle iştahını açacak. Ondan sonrası kolay. Vücudunla neler yapacağını şimdi keyifle öğreniyor. Büyük bir keyifle yapıyor her şeyi. Arkadaşlarını çok seviyor. Arkadaşları da O’nu… Yakın gelecekte O’nu keyifle izleyecek sanatseverler. Sevmeyenlere de sanatı sevdirecek. Öğrenmenin diyalektiği bu… |
||||||
|
“Az zamanda çok iş başarmak”ın hamaset olmadığını gösterir insana. Hem de ne göstermek… Bakın! Bu yıldız da önce gülümsemeyi sanat kabul etmiş. Sanatla buluşmak böyle başlar kesinlikle… Çalışmalardaki öz verisi yaşının çok ötesinde. Şanslılardanız… |
||||||
|
Bale eğitimi, bu buğulu yıldızın da iştahını açmayı ne yapıp yapıp başaracak. Diğer tüm başka şeyleri O kendisi rahatlıkla başarır. Gülümseyerek bir şey yapıyorsa; anlayın ki o yaptığı şey vasatın üzeri olacak. Karşısında sabırsız biri varsa onunla anlaşamaz. Bizce çok yerinde bir tutum bu… |
||||||
|
Bakın bu yıldızı dikkatli izleyin. Bu uyarı aynı zamanda bize de … Tuttuğunu koparan bir kişilik gelişiyor. Cesareti O’na keyif veriyor. Bize de… Çok iyi gözlemliyor ve kaydediyor. Vücudunu çok iyi kullanıyor. Dans sanatı için büyük bir kazanç olarak kabul edilmeli. Biz böyle kabul ettik… Eminiz. |
||||||
|
Lafa nereden başlamalı bilmiyoruz… Bu kız memleketin bu konudaki en iyilerinden biri olacak da bizi de fıtık edecek… Artık tam bir bale ablası oldu. Artık çok genç bir sanatçı O… Ebru’dan kurtuluşu yok…Zaten O’da, O’na meftun. Prima Balerin oluncaya kadar doğal olarak epey yol kat etmesi gerekiyor. Sabırsız… Sabır’ı öğrenecek… Dans Bilim babasının malı oluncaya kadar burnundan fitil fitil gelecek. Dans sanatı çoktaaaan babasının malı.. |
||||||
|
Evet bir kez daha tekrar edelim. Darılmaz… Sevecen… Sakin… Bunlar evrensel sanatçı özellikleri… Çok çalışacak… Çok öğrenecek… Çok bilecek…Berna ile aynı evi paylaşmanın zorluklarına katlanacak… Zor yaşlara girdi.. Çıkışı güçlü ve mutlu olacak… |
||||||
|
Güler yüzüne bakıp da mülayim zannetmeyin… Eren’le baş edecek kadar keskin, kılıç gibi… Çünkü öz disiplini de kılıç gibi… Aslında en keskin yanı O’nun dansı. Sinir edecek şu Arjantin taifesini… Ondan sonra memleketin ikili ilişkilerine olumsuzundan tesir edecek tangosu. Bu konuda tekaüt hariciyecilerden yardım gerek… Bizden söylemesi… Usta işi tangosu, Avrupa Birliği müzakere sürecini bile etkiler… Sen de azıcık kötü yap şu işi be kardeşim! Ne olur yani… |
||||||
|
Sen Leo’ya ayak uydurursan böyle olursun… Yangına körükle gidenlerden… Yok memleketin çıkarları, yok ikili ilişkiler… Oooo ne umurunda… Leo, bir laf anlamazsa bu ondan bir ileri… Bari bu tango denilen dansı ulu orta alemin önünde yapmayın… Memleketin her yanında yabancı gözlemci var be kardeşim… Bu Arjantin ahalisi de pek tekin değil zaten… Biraz anlayış canım… |
||||||
|
Dans ederek resim yapıyor demiştik. Dansı için daha ne diyelim. Yakında adı “geveze”ye çıkarsa şaşırmayın. .. Boş konuşmayacağından emin olabilirsiniz. Balerinin böylesi makbuldür. O’nunla sanat sohbetlerine hazırlanın. |
||||||
|
Erdal'ın oğlu Eren... Gelecek yıl tavsilatlı
yazacağız hakkında... Unutulmazlardan... Çok yaşasın... |
||||||
|
Sazı-sözü barbeküyü (yani kömür üstü ızgarayı) aslan sütünü ve tangoyu ciğerden seviyor… Herhalde elinden gelmeyen hiçbir iş yoktur… Bizim teknik ekip içine nasıl girdiğini anlayamadı ancak girmiş oldu birkez… Artık kurtuluşu yok… Başımız ağrısa soluğu O’nun kapusunda alacağız… Biz yaşadık… O’nu bilemeyiz… Tangosunun kendisine özgü stilini oluşturdu… |
||||||
|
Tango için doğmuş… Partnerini ikna edip elinden tutup tıpış tıpış getirmiş bize. Bravo… Kajam’da şimdi O’na müteşekkir… Yalnız “yağsız-tuzsuz” ve sözümona “kilo yapmayan” bir keki var ki tehlikeli… Bir de “normalini” yapsa ortalık perişan olur…Eğer tüm yemekleri de böyle lezzetli yapıyorsa; yandı bizim Kajam… Hem de ne yanmak… Ama tangosu da öyle lezzetli… Henüz bir de yolun başında üstelik… |
||||||
|
Acımasızdır… Dostluğunun lezzetine varanı tiryaki yapar… Duygularına da, mantığına da fırsat eşitliği tanımışlardan… Bunlardan hiçbiri diğerinin önüne geçemez… Egaliter bir şahsiyet. Nesli azalanlardan anlayacağınız… Aslında tam tersi olmalıydı. Nesli çoğalanlardan diyebilseydik zaten dünyanın hali ahvali insana yakışır olacaktı… Böylelerinin varlığı yine de hoş bir dünyanın mümkün olduğunun kanıtıdır. |
||||||
|
Dilinden düşürmediği “cano” sözcüğünün ne olduğunu bilim dünyası büyük uğraşlar vererek çözdü… Yerden göğe kadar hak verdik kendisine. Geçen sene “mutfağı enfes” diye yazdık, yazmaz olaydık… Bizde utanma olmadığından rahatlıkla söyleriz içimizden geçeni… Yahu bizi hasret etti sofrasına… Ne kahkahası tükensin ne de mutfaktaki hünerleri… Bizi sofrasına hasret etti ama yine de “cano”su sağ olsun… |
||||||
|
“İcracı olamaz çünkü yaratmak gibi küçük bir engeli var” demişiz geçen yıl… Özellikle ifade pekliği çeken “sanatçılar” bu akıl ve zarafetin ve bir o kadar da duygunun iç içe geçmiş iki ayaklı yıldız türünü incelesinler.. Böylelikle evrensellik nedir sindire sindire kavrayacaklardır… Sanki onlara “kalkınma yardımı” için gelmiş bu gezegene.. Ne diyelim… Hoş gelmiş…İyi ki gelmiş… |
||||||
|
Böyle gülümseyen bir tip az bulunur. Gözlerinin içi de gülüyor, yüreği de… Elinden gelmeyen iş yok. Buna bir de tango eklendi şimdi… Biyolojik yaşıyla sorunu var… Şimdi İlayda da geldi ya keyfine diyecek yok… Biz O’na, ne mutlu sana, erkek adamın erkek damadı olur, dedik lafı ağzımıza tıktı: “Olmasa daha iyi olur”la… Haydaaa! İlayda geldikten sonra Fener’i bile gözü görmez oldu… Bu durumu çabuk atlatır inşallah… |
||||||
|
Ciddi bir dans sever olduğunu çok çarpıcı bir şekilde ortaya koydu… Karnı burnunda tangosunu icra etti. İlayda’nın bol bol uyuma sürecinin sona ermesinin ardından derhal tangoya başlaması için çok sağlam gerekçeleri var anlayacağınız… fakat İlayda’nın partner sorunu olacak herhalde… Ancak bu soruna da bir çare olarak belki bir de erkek bir kardeş düşünülebilinir… Ancak bu durumda Pegasus’un kanatlanma riski de ihtimal dahilidir… Yine de kötü bir fikir değildir bu. Fikir canım… |
||||||
|
Bale ablasıydı, şimdi bir de İlayda’nın ablası oluverdi. Öz disiplinini ve sorumluluk bilincini İlayda’ya aktarmaya kalkacaktır şüphesiz. Bunda başarılı mı olur yoksa çarşı karışır mı bilemeyiz… Ancak İlayda öyle bir balerinin kardeşi olmaktan çok böbürlenecek. Bale yapar gibi el yazısı var. Hattat mısın nesin be mübarek… |
||||||
|
Bu memlekette stereo tip sürüsüne berekettir. Ancak oto didaktik bir şahsiyet aramaya kalktığınızda bulması zordur. Petrol bulmak, ne bileyim elmas bulmak ihtimali bile daha yüksektir… Şimdi parmağını tangoya doladı. Bakın! İlerde bu konuda müstesna bir isim olacağının altına bir imza atıyoruz. Muzaffer’de neredeyse bizimle aynı kanaatte… Kesin gözlerine inanamıyordur… |
||||||
|
Eh! Bu adamın partneri olmak kolay değil… Eh! Böyle bir kadının partneri olmak da hiiiiç kolay değil.. Allahtan bu tango da, bı coğrafyada birileri tarafından bu denli ciddiye alınıyor. Dansın felsefesini kesin çözmeye başladı.. Bir felsefeci için kimbilir ne keyiflidir bu… Lezzetli şeyleri seviyor… Lezzetini alıyor çünkü… Tangonun da lezzetine vardı. Yolu açık… |
||||||
|
Kaşlarını çatarak çalıştığı zaman olması gerekeni yapıyor. Başarmaktan hiç korkmuyor. Aynaları ve simit dünyasının simitlerini seviyor demiştik. Bu konudaki istikrarını da koruyor. Telaşı sevmedi sevmeyecek.. Kolektif çabaların içinde olmak O’nu mutlu ediyor. Bana kalırsa bu en genetik mirası..Bize göre yeryüzünün en kıymetli mirasına sahip… Ne mutlu O’na… |
||||||
|
Geçen yıl O’nun için rafine bir kişilik demiştik… Biraz daha büyüdüğü için bir başka yanı daha görünür oldu. Rahmetli Kant yaşasaydı “Eleştirel Akıl” nedir diye sorana O’nun adresini verirdi. |
||||||
|
Geçen yıl “Yürüyen Hoşgörü” demiştik. Az söylemişiz… Aslında iki ayaklı müsekken… Düşünsenize yeryüzünde bir-iki milyar Columba olduğunu… Yahu ne güzel bir yer olurdu bu alem… Size yüzde bin garanti veririz ki, böyle bir dünyada hava bile bozmazdı… Bozuk, puslu, dumanlı havalardan yana olanları da düşünerek “Azıcık bozsun canıııım” diye de bizi ikna ederdi… Empatinin en zor olanından söz edin siz O’na, O da bunun tekniğini öğretsin size… Tangosunun tekniği de öyle… Kendi malı… |
||||||
|
Uygun bir arazi tahsis edilirse kendisine kaktüs yetiştiriciliğine başlayacak… Bu zarif adamın böyle dikenli bir bitkiyle ne işi olur diye kafa yormak Aristo mantığıyla netice vermez… Bu noktada diyalektiğe müracaat etmeli… Düşünsenize… Mükellef bir sofrada (ki sevgili Perseus’un sofraları hep öyledir) Tekila’sız bir Perseus… Şakası bile kötü… Tangoyu öksüz bırakmak isteyenlerin böyle bir komploya başvurma ihtimallerini düşünerek bu arazi işini kendi aramızda halledeceğiz. Hiçbir şey bizi yıldıramaz… |
||||||
|
Özel olarak Tango genel olarak ise danstan başka bir şeyle uğraşmak istemiyor. Zorla değil ya canım… İstemiyor işte… Fakat gözü kör olsun sorumlulukların.. Beyaz eşya konusunda çok titiz… Şimdi ismi lazım değil bir marka var ki bedava verseler almaz… Manisa’nın tapusunu versen zerre kadar ilgi duymaz… Tekaüt olduktan sonra Kanarya Adaları’na yerleşecek. Dans kadar olmasa bile bir de Kanarya tutkusu var. Amma ne tutku… Biz korktuk… |
||||||
|
Tekrar belirtelim… İsminle müsemma. Dans bilimin ne anlama geldiğini artık çok iyi biliyor. Bunu belledikten sonrası kolay… Bu sanatı da yürekten seviyor. Temiz bir dünya, barışçı ve eşitlikçi bir dünya talebi var. Yerden göğe kadar haklı... |
||||||
|
Soyadı Bayraktar olsaydı bunu O’nun aynı zamanda lakabı sanarlardı. “Çevik nasıl olunur” un bayraktarı.. Şimdi sen bir söyle, o, bin cevap veriyor. Soruyor… Yorumluyor… Eleştiriyor… Kahkahası gamzeli… İşine gelmeyen bir durum varsa eğer; numaranın bini bir para… Dans sanatını iyi öğreniyor. Geçen yıl “sahneleri sarsmadan rahat etmeyecek” demiştik. Kesinlikle etmeyecek… Bu görüşümüzde ısrarlıyız. Çünkü bunu O, belirliyor. |
||||||
|
Epey bir uzak kaldı buralardan… Şirin bir Anadolu yöresine yerleşip kendini tamamladı… Oralarda yaptığı çalışmalarınla sağa-sola ve vatana olan borçlarını ödedi. Böyle durumlarda “hafifler” insan… O da hafifledi ki hem de nasıl… Ver her gün “barbunya pilakisini” (yanında biraz beyaz peynir ve bir de “ufak…”) hiç hayır demez. Matematikçi ama hesapları doğru mu yapar yoksa eğri mi, onu bilemeyiz… Derdini şiirle ve dansla ifade etme ustası… Bilgisayarı çalı süpürgesi gibi kullanıyor. Yani bu teknolojinin O’nun eline düşüp de sürüneceğini bilselerdi bilgin tayfası bı işten vazgeçerdi… Laf aramızda bu durum da O’nun insanlığa en büyük katkısı olurdu. Daha cevval bir katkı düşünemiyoruz. Ne danstan kopar, ne computer’den ne de Ebru Hoca’dan… Kısa devreler hariç… O da aramıza tekrardan hoş geldi… |
||||||
|
Evvel emir altılı bir takım yıldızı olduklarını belirtelim… Ancak iyi haber alan kaynaklardan öğrendiğimize göre bunlara esasında ahali arasında “Teşkilat-ı Salsa” diyorlarmış… Bu sıfatlandırma bizim kafamıza yattı. İzleyin! Sizin de kafanıza yatarsa bize “meyil” atın… Ama dikkatli atın! Öyle yaradana sığınıp atmayın… |
||||||
|
Soyadının tam tersi… Etrafını da ısıtıyor… Teşkilatın en çok güleni… Bir de teşkilatın Kumkapı’yı en çok seveni… Yani mümkün olsa teşkilatın merkezini Kumkapı’ya taşır. Aslında bu bizim de işimize gelir “amma”sı var… Yakında “teşkilat içinde teşkilat” olacak… Ursa Minor’la birlikte teşkilatlanıyorlar… |
||||||
|
Yeni teşkilatlanmanın planlamasıyla kafası meşguldür muhtemelen.. Bızdık balerinlere baygın baygın bakıyor… Niyeti bozuk kısacası… Yani bu çok daha uzun yıllar bizden kopamayacağı anlamına geliyor… Çünkü kendi bızdığı da bizim ellerimizde büyüyecek. Aslında O da… |
||||||
|
Teşkilat-ı Salsa’nın önemli kadrolarının başında geliyor. Tekaüt olduktan sonra kesin Küba’da iş bulur.. Ancak örgüt içinden sert ve haklı eleştiriler alıyor. Bunun sonucu ne olur onu bilemiyoruz netekim… O da Kumkapı müdavimlerinden… Ancak Kumkapı müziğiyle uyuşmazlığı var. Üçüncü kadehe kadar sabretmesini öğrenecek… Sonrası kolay… |
||||||
|
Teşkilat-ı Salsa’nın en gözü pek olanı… Gözünü budaktan esirgemez… Kaytarmacılara hiç tahammülü yok… Bu dansın patenti O’nda gibi… Dans sanatına olan saygısı kendi kişiliğinden kaynaklı… Dinamik, dinamo mübarek… Bakın yakında bu salsanın kitabını da kendi saygılı üslubuna göre yazar… Yazdım da demez… O denli de alçak gönüllü… Böylelerine kestirmeden “Helal olsun” denir… Bir de “BRAVO”… |
||||||
ALUDRA
![]() Sedar GÜL |
ANCHA
Beyhan AYDIN |
ARNEB
|
ATLAS
|
AVİOR
|
ALTERF
|
|
|
Bunlar için teker teker yazmak kolay değildir. Çünkü bunlar takım yıldızları. Bunlara ahali arasında “Latinos Feministas” diyorlarmış… Bunu biz de yeni öğrendik… Hepsi birbirinden daha becerikli… Müthiş eğlenerek çalışıyorlar. Öyle keyifli çalışmalar yapıyorlar ki zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorlar. Çalışmalarında istikrar gösterecekler ve Orta Doğu ve Balkanlar’ın en cevval grubu olacaklar… Öyle kolay kolay bu alanda onlarla kıyaslanacak grup da olmayacak.. Ayrıca bir de ceberutlukları tutmaya görsün… Bir de o zaman bakın bu topluluğa… |
||||||
|
Atlas Okyanusu’na benzer. Yani gel-git’leri bolcadır… Güneş henüz beceripte üzerine doğamadı… O’na sorsanız tek eksiği sepeti olan sarı renkli bir motorsiklet… Bu memleketin en genç ve en iyi dans hocası olur kendini biraz daha sıksa… O, kendini sıkmazsa biri var ki O, O’nun boğazını sıkacak… Serüvene bayılıyor.. Dünyayı karış karış gezmek niyetinde… Yani niyeti bozuk… |
||||||
|
İsminle müsemma bir yıldız… Moda jargon ile söyleyelim dansın şifrelerini şıpın işi çözer… O’na göre yabancı dans yoktur… Doğrusu da budur zaten. Yani her dansı da kendi lisanında icra eder. Kendi diline çevirmez. Akıl bir karış mı, on kilometre mi yukarıdadır bazen bunu sadece iki kişi anlar… Ama yinede dans okyanusunda yelken basar. Rüzgarı her daim bol olsun.. Doğru sularda demir atsın… Ad infinitum…. |
||||||
|
|
||||||
|
|
||||||
|
CESUR
Bu da anadan doğma bir yıldız… Sonradan olmalardan değil… O, Diogenes’in en sevdiği canlıların başında geliyor. Adam bunlara haklı olarak imrenip “köpeğim” demiş… Odi’ye dostça davranıyor ancak Odi ters herif… Yine de münasebetleri kötü değil. Cesur’u sevmeyen bızdık balerin hemen hemen yok gibi… Cesur bazen bu cadıların sevgisi karşısında bunalıyor. Karnını doyurup (bazen biraz fazla kaçırıyor) kafasını dinlemeye bayılıyor… Gürültülü müzikten pek hoşlanmıyor… Serde çelebilik var ya… Amerikan spegatının ustası… Güneşli havalarda keyfine diyecek yok… Bir bale okulunda piliç çevirme yemek gibi bir tutkusu var… Afiyet olsun… “Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar” yesin… |
||||||
|
Böyle bir yıldız ismi var mı? Vallahi bunu biz de bilmiyoruz…Ama O, kesinlikle bir yıldız… O’na bazıları sokak kedisi diyor… O, bale okulu kedisi… Klasik Batı müziğine ve tangoya bayılır. Bir yaşına girdi ancak aklı annesinin memesinden süt içmekte… Pique’si, Trace’si, Tendu’su, tombe’si, Developpe’si, jete’leri, ballon’ları ve Pas de Chat’ları doğal olarak olağanüstü… Yani lafı uzatmayalım bale tekniği muhteşem… Kendi de… Ebru’ya kalsa vejetaryen olmalı… Allahtan öyle kolay kolay anasının sözünü dinleyecek olanlardan değil… |
||||||
|
► Başa Dön |
||||||
| Halaskargazi Cad. No:182/2 Osmanbey - Şişli - İSTANBUL Tel: (212) 219 4548 info@sirmabaledans.com | ||||||