YILDIZ YAĞMURU III

"ODYSSE 3007" (POSTMODERN MASAL OYUN - 3 PERDE)

Mavi gezegen döne döne yoluna devam ediyor…
Elbette bu yolculukta o tek başına değil…
Kim ve ne varsa üzerinde, bu yolculuktan payına düşeni
yaşayarak onunla birlikte yollardalar…
Yolculuğa başlanılan o ilk andan çok uzakta her şey…
Ne o gezegenin ne de üzerinde var olanların elinde değil geriye dönmek...
Yola devam…
Ha babam de babam…
Bu yolculuğun en mutsuzları sözüm ona gezegenin “en akıllısı” diye bilinenleri…
“En akıllılar”, acımasızca cezalandırıyorlar hem kendilerini; hem de birlikte varolduklarını…
“En akıllılar”, her şeyi acımasızca tüketirlerken; öncelikle kendilerini tükettiklerini
fark edemeyecek denli “akıllılar”…
Dörtnala büyük bir kararlılıkla, benzersiz bir faciaya doğru ilerliyorlar…
Tüm felakete yönelmiş yolculukların anasıydı Odysse…
Bu son yolculuğumuz onun hiç dur durak bilmediğini gösterdi…
Odysse yolcuları, yollarına 30 Haziran gecesi birkaç saatlik bir ihtiyaç molası verecekler…
Bakalım neyleyecekler…

Fotoğraf albümüne buradan ulaşabilirsiniz... ►FOTO 2007

YILDIZLAR 2007

GEMİNİ Selin ŞAKRAK
Diablo zekası, güçlü bir gövde… Adamı suya götürür susuz getirir… Sahne sanatları
bu tipleri çok sever… Çocuk dediğin sahneye sığmayacak… Sahneyi ezip geçecek…

VİRGO Ceren AKBULUT
Bu da aynı çizgiden… Neredeyse çevresindeki herkesi seviyor… Yürek değil
okyanusu var… Uçsuz bucaksız… Kararlıysa dalgaları kıyıları döver…

CARİNA Gözde YILDIZ
Her şeyi doğru algılar… Kafasına yanlış hiçbir şey gelip rahat rahat kurulamaz…
Minicik gözleriyle her şeyi, en ufak detayları bile görür…
Elinden hiçbir şey kurtulamaz…

LYRA Melis SARDOĞAN
Bırakalım öğrensin… Öğrendikçe yolunu tarzını ortaya koyuyor… Neyi nasıl yaptığını,
nasıl yorumladığını en estetik şekilde gösteriyor… Yoluna ilerledikçe kendini en
yakınındakilere bile farklı tanıtacak…

PAVO Nehir AĞAOĞLU
Sanki öğretmişsin bilimin nasıl doğduğunu… Bilimin anası merak… Gerçi soranı,
öğreneni yurdum pek makbul kişilik olarak görmez… Böyle kişiliklerin çoğaldığını
düşünün… Ne hoş ülke oludu buralar. Bilim gibi sanatın yolu da “merak” taşlarıyla
döşelidir…
İNDUS Ada YALIÇ
Bir adalı Ada için nasıl yazar… Cevap: Büyük bir keyifle… Annesini de, babasını da
tebrik etmek gerek. Bu ne güzel isim, bu ne güzel bir soyutlama… Gelelim Ada’ya…
Ben şimdiden rahatlıkla O’na “sanatın kapısı” mahlasını yapıştırayım. Hiç
kuşkum yok… Yaratıcılığı bir ada zarafetiyle doğru orantılı olacak…
LEPUS İklim Bade TEKEROĞLU
Al sana bir adalı daha… Kedileri, köpekleri, denizi, envai çeşit ağacı, çiçeği, martısı,
kargası ile adada mutlu, bahtiyar… Zaten orada sanatçı olunur. Niye olmasın…
Boş mu dursun yani?
LUPUS Hazal ÜNLÜ
Latinci… Tek yorulmayan yeri (yeterki olanak bulsun) çenesidir. Neler anlatır hiç
öngöremezsiniz. Önce aile sırlarından başlar işe… Ergün’ün en sıkı eleştirmeni…
Ergün’ün her fırsatta uyuduğunu gerine gerine anlatıyor. Egemen’in tüm
maceralarını da… Gelecek yıl dansın tekniğini anlatacak önüne gelene…
Bir dinleyen bir de dinlemeyen pişman… Bir ömür anlatsın… Hiç susmasın…
DELPHİNUS Duru KALKAVAN
İsminle müsemma… Dupduru… Bu yaşta her şeyi hem doğru algılamak, hem de
doğru hatta üstüne üstlük estetik icra etmek zordur. Bu bir genellemedir elbet…
Fakat O bu genellemenin dışında… Daha da geliştiğinde siz bir de o zaman
seyredin O’nu…
BETRİA İklim Berfin KAYAR
Bir yanıyla Hazal’ın ve Diogenes’in hemşerisi. Yani var bir şey bu Diogenesgillerde…
Klasik baleci olarak doğurmuş anası O’nu… Tepeden tırnağa klasikçi… Üstelik
o bunun bilincinde fakat çok doğal olarak herkes bunu fark edemez. Yorumlarıyla
bu durumu eleştiriyor. Sabırsızlardan… Yani hem klasikçi hem Diogenesgillerden…
Lafı uzatmanın anlamı yok… O’nu izleyin ne dendiğini anlayacaksınız…
MİRA Eftelya YÜCEL
Alın size daha işin başında olmasına rağmen bir minik sanatçı. Kabına zor sığar…
Çok kısa zaman içinde öyle şeyler başardı ki hepimizi şaşırttı… Arkadaşları da O’nu
seviyor… Önünde epey bir yol olmasına rağmen o yolun uzunluğu ve yoruculuğu hiç
sorun değil…
GİEDİ Özlem EDE
Yaşının en mükemmellerinden… Sevgiden köklenen “ihtiras” nedir diye merak eden
varsa hiç vakit kaybetmeden tanışsın onunla… Sevdiği her şeyi büyük bir “ihtiras”la
ve “ihtimam”la ele alıyor… Derin bir bakış açısı ve cesareti var. Kendisini bir balerin
olarak kabul ediyor. Tartışmasız öyle, ancak birkaç fırın ekmek yemek (bu hiçbir
zaman balerinler için böyle olamaz ama hiç olmazsa lafın gelişi olsun) zorunda!
Bir “ömeti” var onunla ara sıra yemeğe çıkıyor.. Bir de şirretlik yapmayıp yatılı
misafirliğe gitse O’na… Gel keyfim gel…
LİBRA Defne ERNEK
O’nu bizlerin eline getirene, düzenli ve disiplinli okula taşıyanlara yani Mahmud’a
Nimet anneye “tekeşşür” ediyoruz… Bu “tekeşşür”ü Defne’den öğrendik.
O’ndan o kadar şey öğrendik ki… Öyle geniş mantığı var ki, onun dışına çıkmak
resmen saçmalamak olur… Evet savımızda ısrarlıyız ve fikri takibimiz
gayette kuvvetlidir. O bir nihilist..! Size usul usul baksın bunu anlarsınız. O bir Mozart’çı
nihilist! Gece gündüz Mozart dinleyen, kulağının ve ruhunun kıymetini bilen bir
Stirner’ci de O… Yani nihilistliğinin yolu da kendine özgü… Daha ne diyelim…
O gülsün, koca gezegen kahkaha atar… Bu kız uzaylı falan mı acep?..
CAPRİCORNUS Aynur ÇUKUROĞLU
Kendini dans bilimin güvenilir bağrına bıraktı… Yüzündeki sürekli tebessümün
nedeni bu… O’nu tüm öğretmenleri ve arkadaşları çok seviyor… her şeyi tane tane
ve eksiksiz öğreniyor… Daha çok çiçekler açacak… Enfes bir yüreği var… Bir de
benzersiz gülücüğü…
KORNEPHOROS Doğa Can SADAK
İsmi gibi güzel, zarif ve naif… Modern ifade dansına doğru yüzünü çevirme
aşamasının sınırlarında… Balede de neoklasik gülümsetiyor onu… Kendi kendine
bile gülümseyebiliyor. Kendi kendini bile eleştiriyor. Güzelliği, zarafeti ve naifliği,
yani bu kişiliğiyle üretken bir sanatçı olacak… Mutluluk saçar böyleleri…
MUSCA Selin TAŞKIN
Eren’in ablası… Eren dediğimiz de düz duvardan yukarı tırmanan, tatlıyı çok
sevdiğinden kendi lezzetini de oradan almış biri… Bir küçük adam… Eren’in ablası
olmak zor zanaat… Artık vücuduna hakim olmaya başladı… Yorum potansiyeli ise
sınırsıza yakın… O küçük adam rahat bıraksın daha neler yapacak bu abla görün siz…
Gerçi numaranın bini de bir para ama ne yapsın kolay mı abla olmak?..
LEPORUS Özge TURUNÇ
Bizim fakirhanenin en numaracılarından biri… Saniyenin binde biri kadar bir zamanı
olsun yeter O’na… Bin numara bu zaman dilimi içinde garanti. Gülerek dans etmek
maharettir… O bu konuda mahir… Bunu bir ömür maharetle sürdürsün… Bütün
anneler gibi bir annesi var… Her zaman yanında ve enerjik… İkisi çok iyi bir ekip
oluşturmuşlar… İşte orada numaraya yer çok yok… Tayyarın elinden çıkma olduğu
belli… Dantel gibi dokunmuş… Çok iyi yolda…
ASTOPE Louise JUNG
Ebru öğretmeni üzmemek için elinden geleni yapıyor. Aslında en çok ismini burada
anmayacağımız sakallı-saçlı bir öğretmeni var O’nu seviyor… Ancak Louise’ye tüm
öğretmenleri çook seviyorlar… Hem neoklasik baleyi hem de modern ifade dansı
denizinde yelken basmayı öğrendi… Bu yolculuk sonsuza kadar sürecek…
DRACONİS Duygu Aysu SOKULLUOĞLU
Hınzırlar kraliçesi… Elinde pabuç şeytanın üstüne gitse o koca şeytan Birleşmiş
Milletler’e sığınır. Sığınır da ne olur onu bilemeyiz… Kimse “kaderinden” kaçamaz…
çok iyi değil, mükemmel olmak zorunda… Eğer öyle olmazsa bunu biz kabul
etmeyiz… Ancak bizden önce de O kabul etmez… Yani, hangi asgari müşterekte
birleştiğimiz ortada…
SERPENS Ebrar Piros ÖKTEN
Öyle bir hanede filizlenmiş ki, orada sevgi, saygı ve sorumluluk hayatın olmazsa
olmazlarından… Orada sevgi, saygı ve sorumluluk oksijenden daha kıymetli…
Orada filizlenirse bir çiçek nasıl olur? Enfes olur, güzel kokar ve hep bakımlıdır…
Bu çiçek de işte böyle serpilecek, bu temelde bir sanatçı olacak…
CİRCİNUS Elif Su YILDIRIM
Dayanışma O’nun karakteri. Tüm arkadaşlarıyla birlikte çalışma sürdürmek O’nun için
müthiş bir şey… Bunun tadına varıyor. Nerede zorlanıyorsa al al oluyor… Zorlanma
onun tüylerini diken diken ediyor… Ayrı bir haz O’nun için… Telaşsız yoluna devam
edecek ve kendi kararlarını da kendisi alacak…
Nede olmasa “o” suya değdi dudakları…
DORADO Nur Sima DEĞER
Nicel birikimin nitele dönüşmesi konusunda araştırma yapanlar O’nun izini sürselerdi
bu onlar için bulunmaz bir olanak olurdu… Felsefe ders kitaplarının konuyla ilgili
bölümü gibi... O bölüm en iyi onunla anlaşılır… Arap atları da böyle tanımlanır…
Koşunun başında sanki yok, sonunda ise at değil yel mübarek… Bu da dansın yeli
olma yolunda… Esecek duracak… Essin!..
DRACO Şimal YURTSEVER
Kendi şimal ancak Kuzey’in de ablası… Kuzey dediğinde bir garip uşak, beline
bağlamış ibrişim kuşak… Bu Kuzey denilen talihli delikanlı böyle bir klasik balerinin
kardeşi olmanın keyfini sürdürür durur bir ömür… şimal abla harikulade bir klasikçi…
En yakın arkadaşı gibi… Onun kim olduğunu O biliyor… İşte gülerek bale yapanlardan
biri de bu abla… Bakmayın birkaç dişinin eksik olduğuna, onlardan başka eksiği yok…
CORVUS Pınar TEMİZER
Bu da Arda’nın ablası… Arda dediğin de bir garip adam… Anaokulunda Güvercin
evde şahan… Bu balerinin de dansı gülümsemeli… Gülerek dans eden tekniği
çıtır çıtır yer. Yani gıdasını teknikten alıyor… Başaramamak yazmaz kitabında…
Duygusallığını büyük beceriyle kontrol altında tutmayı başarıyor… Duygusallığının
tadına bireysel olarak varıyor… Soruları hep felsefik… Bravo bu ablaya…
Bravo bu küçük sanatçıya…
Selin Ceydasu ÇELEBİ
Nerede olursa olsun bu grubun doğal üyesi… Ürkütücü bir bale tekniği var…
Waganova kılıklı… O’nun varlığı ve arkadaşlarının, öğretmenlerinin onunla birlik
oluşturduğu sevgi tsunamisi mesafeleri de ezip geçti, o muhteşem dinamiğiyle…
Haydi biraz felsefe yapalım… Uzak, uzak bile değildir… Kimileri burnunun ucundakini
duyumsayamazlar… Hepimizin gözü üzerinde… O bizim Antalya’ya yaptığımız
sanatsal bir kalkınma yardımı… Antalya O’nun kıymetini anlaya ve bile…
NORMA Hülya OCAK
Zarif bir balerin… Klasiğe ve neoklasiğe daha yakın duruyor. Cin gibi bir kardeşi var…
İsmail çok yaramaz ama… Ancak İsmail çok da güzel… Ablasını da çok seviyor…
Bu abla tüm zarafetiyle en zor olan şeyleri başarıyor. Başarırken zorlanıyor doğal
olarak ama bunu bir tek o biliyor… Öğrendiklerini öğretmeyi de başaranlardan. Yani
gümbür gümbür geliyor…
PİSCES Ayça Nur YÜKSEL
İlayda’nın ablası ve muhtemelen de siparişi verilmesi tüm okulumuzun da sıkı
bastırması sonucu garanti altına alınan ve ismi yine muhtemelen Durmuş Souza
olacak olan erkek kardeşinin de büyük ablası… şimdi aile soy kütüğünü bir kenara
bırakalım ve dönelim bu büyük ablaya… O birkaç yönü olan bir küçük sanatçı.
Öncelikle bu yıldızımız bir Kaligrafi sanatçısı… Öylesine yazı yazmak çok zordur…
Bu yıldızımıza öncelikle kaligraf dedik ancak O daha öncelikle bir balerin… Tekniği,
tarzı, yorumlarıyla bu işi sırtlamış götürüyor. Kendi grubunun yaşça küçüğü ancak
sanatsal açıdan bakıldığında herkesin eşiti… İlayda’ya gösterdiği sevgiyi Durmuş
Souza’ya (veya Durmuş Roberto’ya) da göstereceğinden eminiz… Babası da kendisi
gibi sevimli bir haşarı… Annenin işi zor anlayacağınız…
TUCANA Pınar GENÇ
Nam-ı diğer “Kaytarmacı”… Sen O’na bir iş buyur O sana akıl versin. Gelelim bir
başka boyuta. Bir ifade ustası… Hem çenesiyle, hem jest ve mimikleriyle, hem de tüm
vücuduyla… Ancak bu yıldızımızın tüm soyu sopu da sanatçı… yani armudun arka
mahalleye düşme şansı yoktur netekim… şimdi tüm dünyaya duyuruyorum ve en kısa
zamanda da emeğinin ürünlerini sergilemesini de beklediğimizi bilmesini istiyorum:
Bu yıldız şimdi Keman’a da başladı... Biz sabırlı değiliz bunu bilsin…
SCORPİUS Burcu Eylem SANCAKTAR
Nam-ı diğer “Numaracı”… Tüm vücudunu böyle kontrol edebilen insan sayısı azdır bu
dünyada… Nasıl numaranın bini bir paraysa maharetin de bini bir para… Paçalardan
maharet akıyor… Yorumla dediğinde klasikçi kesilir, klasikte de modernci karaktere
bürünür şıpın işi… O sırada nasıl esiyorsa aklına haspanın öyle yapar her şeyi…
Eh bu söylenilen şeylerin altından kalkmakta herkesin harcı değildir…
ORİON Peri Basharat REZAEİ
Baba, anadan doğma dansçı, ana ise aynı şekilde… Sorarım size bu çocuk ne
olacaktı ki? Artık O bir genç balerin… Ancak yine de çocukluğunu terk etme taraftarı
değil. Bence de olmasın… Artık hem kendine özgü tekniği var hem de kendine özgü
aksanı… O’nu izlemeye doyamayacak olanlar çok olacak…
Aslında bu kendi kabahati…
PİCTOR Zehra Yaren KILIÇ
Kılıç balığı Eren’in ablası… Bu adam ne kadar kuduruksa abla da o oranda sanatçı
karakterde… bale tekniği ve estetiği harikulade… Gelecek yıllarda özel bir hayran
izleyici grubu oluşturacak. “Sahnede dursun yeter” cinslerden… Ana baba da öyle
usta dansçı olunca bu böyle tezahür ediyor hep… Hem klasik, hem neoklasik hem de
modern ifade çizgilerini üstün bir estetik ve yorumla ele alıp icra ediyor… Hem
kendine hem de tüm çevresine karşı çok saygılı… Saygın bir kişilik…
Saygın bir sanatçı…
ALPHA LUPİ Yasemin KÖKER
Söze nereden başlamalı pek bilemiyorum… Hakkında bir şeyler yazacaksanız çok
zorlanırsınız… o yaşına rağmen tüm taşlar yerli yerinde… Boy-pos, endam, bilinç, algı,
soyutlama gücü, müzik kulağı, drama boyutu, sevimlilik, içtenlik, genç kızlık, çocukluk
hepsi bir arada ve kuyumcu terazisiyle tartılmış gibi dengeli… Bale tekniğiyle daha
çok yeni tanışmış olmasına rağmen her şey yolunda… En zorlandığı şeyleri o pırıltılı
zekasıyla basite indirger… Hiçbir şeyi gelişigüzel yapma taraftarı değil ve asla
yapmaz… Gelecek yıllar ortaya koyacağı ürünlerle tozu dumana katacak…
GATRİA Yağmur Berfin TANRIVERDİ
Bizim fakirhanenin ikinci numaracısı… Zaten çok yakın arkadaşlar… Çok duru bir
kişilik… Fırtınalı bir zekanın buluşmuş olduğu bir vücut… Arkadaşlarından epeyce bir
zaman sonra başlamasına rağmen bale tekniğini ve bu tekniğin mantığını kavradı ve
bunu kendi malı haline getirdi… Yapısal özellikleri eleştirel bire sanatçı karakteriyle o
denli paralellikler gösteriyor ki hiçbir şey O’nun için imkansız değil…
Tuttuğunu koparmaması çok zor… şimdiden bir sempatizanı var… Eh sevgiyle
bakılamayacak gibi bir küçük sanatçı değil ki…
RANA Öyküm Ece ALTAN
Bir ateş parçası… Az zamanda çok işi hiç bunalmadan başaranlardan… Ne kararlı bir
kişiliği olduğunu fark edemeyenleri utandırır. Kendi utandığı zaman nar gibi kıpkırmızı
olan o ay parçası suratı kendisine ayrı bir boyut katıyor… Heyecanlandığında,
sevindiğinde de aynı renkte o surat… Isır kopar o yanağı diyor şeytan insana…
O ne sevgi dolu bir balerin bir bilseniz… Çok kısa zamanda daha da mükemmel
olacak… Bunu kimse engelleyemez… Her konuda başarılı olacağı gün gibi ortada…
APUS Berna SÖNMEZ
O’nun için ne yazsak az… Bizim fakirhanenin ilk göz ağrısı… Gerçi o hala bunu
anımsayabiliyor mu bilemiyorum… Minicikti şimdi artık bir genç kız oldu… Birçok yanı
çok doğal olarak değişti… Oldukça gelişkin bir şahsiyet oldu… Sahne deneyimi de
doğal olarak sürekli artıyor… Ancak artık kollektif ekip disiplininin yerini bireysel öz
disiplin almak zorunda… Bunun farkında. Bunu fark etmekle uygulamak arasında da
önemli bir fark var… Kolay değildir öz disiplini yaratmak… Her yurdum insanı gibi bir
miktar kaytarmacı. İşte bunun panzehiri öz disiplindir… Bu yıl çok çalışacak… Bu
müjdemi sevecek mi bilemiyorum… Sevmese de sevecek… Balerin, yaratıcı bir
sanatçı olmak için büyük bir istek, derin bir sevgi ve çelik bir öz disiplinle ve bir ömür
çalışmak gerek. şimdi bunu öğreniyor…
ARİES Belgin SÖNMEZ
Ablalar hep dezavantajlıdır… Gerçi o abla olmasa da bu böyle olacaktı… Bir evin dört
kızından biri… Ancak en cadıları Berna olduğu için hepsi dezavantajlı… Çok tehlikeli
bir yaşta… O yaşta “akıl başta” olmak kolay değildir. Zor olanı başarmak zorunda...
Aslında bu zorluğun geçici olduğunu bilmesi gerekiyor… Zorlukların hepsi zaten
geçicidir… Onlar karşısında yılgınlık göstermeye kalkanlarla saç saça baş başa
dalaşırız… Buna dikkat edile…
OPHİUCHUS Nazlı GENÇ
Muhterem büyüğümüz hakkında kalem oynatmak zor iştir… Bu memleket böyle
Müdürler sayesinde “Muasır medeniyetler” seviyesine yükselecektir. Telaşa mahal
yok… Kimse karartmasın enseyi… Varsa böyle Müdürlerin işler kötüye gidemez…
Müdür olmasına rağmen böyle alçak gönüllü bir insan tanımamıştır bu geniş
coğrafya… O’nu yolda görseniz sıradan bir memur zannedersiniz… Bu tevazuun
önünde derin bir saygıyla eğilmek düşer insanlığa… Tüm eşi dostu O’na layık olmak
için var güçleriyle çabalayacaktır… Ne demiş şair; “Vatan gayur insanların
omuzlarında yükselir”
PHONEİX Veysel GENÇ
Değerli muhterem müdürümüzün eşi olduğundan dolayı ne kadar övünse azdır. şanslı
bir insan olduğu ortada… Veysel hocanın bunun sorumluluğunu da hissederek büyük
bir keyifle yaşaması, mutluluğu, bahtiyarlığı taçlandırılmış bir insan olarak varlığını
sürdürmesi her kula nasip olmaz… Ancak Veysel Hocam gibi bir sanatçının ve rafine
bir insanın da yaşamında yer almak her müdüre nasip olmaz… O’nun dostu olmak ta
çok kıymetli… Bunun kıymetini bilenlerdeniz…
PYXİS Haluk SIRMA
Başta kediler ve köpekler olmak üzere tüm hayvanların yakın dostu… Denizi, güneşi,
bisikleti, atariyi, bilgisayar oyunlarını, futbolu, basketi sahiden sever. Ağzından bir gün
içinde en az yüz kez “Dış,dış” diye sesler duyarsınız ancak bunun ne anlama geldiğini
henüz kimseye söylememiştir… Denizay diye bir çağdaşıyla daha doğrusu bir
klonlamasıyla tanıştı ve birbirlerini çok sevdiler… Hık deyip birbirlerinin burnundan
düşmüşler adeta… Sevdiği işi bıkıp usanmadan yapar… Başında öyle bir operasyon
ekibi var ki bu O’nun için iyimi kötümü bilemem… Bir baltaya değil bin baltaya sap
olmak zorunda… Usta işi dans ediyor… Drama yanını da aynı ustalıkla akıtıyor…
Daha yolun başında ancak memleketin en yetkin dans ustalarından bir olacak gözüyle
kesin bakabilirsiniz O’na…
COLUMBA Roshan BASHARAT
Tango hınzırı… Hep partnerini şaşırtıyor… Gerçi partneri de az değil… Kırmız kartlık
kesmeleri var… Çevirmenliğe geçen yıl başladı ve 1 yılda 1,5 sayfalık bir çalışmayı
başardı… Bir empati ustası ancak zaman zaman bir yanardağ profili de verebiliyor…
Gerçi biz bunu mailece yeni keşfedebildik… Nasıl ve ne zaman bu noktayı kavradık
bu konuda resmi bir açıklamayı kimse bizden beklemesin… Ser verip sır vermeyiz…
Ancak O bilir bunu… Yani ne demek istediğimizi O anlar… Bu da yeter bize…
Okur okumaz sinir olacak… Olsun!...
CRATER Meral KILIÇ
Sıkı bir Tangocu, sıkı bir anne, sıkı bir dost… Sıkı bir hayat arkadaşı demedik çünkü
bunu Erdal’ın yüzünden okuyun istedik… Usta işi dans eden bir Tango sanatçısı
oluverdi… Bize eskilerin “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” saptamasını
yaşayarak hatırlattı… Bravo O’na…
LEO Erdal KILIÇ
Kızı ve hayat arkadaşı yani iki sanatçının tam ortasında yaşamak oldukça keyiflidir
O’nun için herhalde… Eh tabii bir de bir afacan Kılıç balığı varsa yanı başında gel
keyfim gel… Eş ve çocuk durumundan sanatçı olmak kolay bir şey değildir… O bunu
büyük bir keyifle başardı…
PERSEUS Farhazat REZAEİ
Çarşı grubu ideologlarından olduğu söyleniyor ancak O bunu hala resmi olarak
doğrulamadı. Ancak O şimdi yaralı bir kartal… İki ayaklı bir siyah-beyaz düalizmi…
Rövanşist bir yanı da var ve bundan dolayı da çok sabırlı… Artık yeni sezonu
bekleyecek çaresiz… Tango, kokoreç ve tekila arasında hiçbir seçim yapmayacak
kadar büyük yürekli… Evde kartal besleyememek ise O’nu derinden üzüyor…
Bu yanını BJK TV ile doyurmak zorunda… Buna da şükür canım… Kendine özgü bir
dans stilini oluşturdu… Yani zor bir şey başardı… ABD turnesine hazırlanıyor…
Oradaki dans pistlerini ağlatmak niyetinde… Ağlatır mı ağlatır…
SAGİTTORİUS Ahmet Fethi YILDIRIM
Çalışkanlık O’nun karakteri… Oto didaktiklikte öyle… İradesi de güçlü, ayakları da…
Her şeysiz yapar Tangosuz yapamaz artık… şimdi emprovize dans etmeye de
başladı ki bu hayra alamet değil… Bunun ilk belirtisi ise bize göre dans
öğretmenliğine adım atmasıdır… Oldukça zor bir yaş grubuna tango öğretti…
Yurdumun nev-i şahsına münhasır insanlar konusunda çok yoksul olduğunu biliriz…
O ise bu konuda çok iyi bir örnek… Yani memleketin doğal zenginliklerinden sayılır…
LACERTA Meliha CANTİMUR YILDIRIM
Artık tangosuna diyecek yok… Ancak O bunu yeterli görüpte yan gelip yatacak
tiplerden değil… Sözde değil özde tangocu… Öğretmen dünyası içinde bu kadar
hareketli bu kadar azimli insanlar ne kadardır bilemem… Felsefeciliği bir Elif Su’ya
sökmez gibi geliyor bana… Eh bu da çok doğal çünkü Elif’in annesi… Elinden gelse
felsefe müfredatına dans felsefesini gözünü kırpmadan ekler…
Ne de iyi yapar bilemezsiniz…
CETUS Ceylan YALKIN
Hakkında ne desen doğru olur, ne desen yanlış olur bilemezsin. Aslında belki de
bilirsin de söylemezsin yada dilin varmak istemez gibi bir durumla baş başa bırakır
insanı… Daha hala çocuk olduğunun farkında değil… Dans eğitmenliğine gelince…
Bu yaşta O’nun gibi bir tane daha bu işi bu denli ustaca yapana rastlamak
kolay değildir…

CANCRİ

Güler GÖK

ATLAS

Demet DEMİRKOL

ALUDRA

Sedar GÜL

AVİOR

Gülbanu KOCABEŞ

CORVİ

Gülden DEĞİRMENCİ

ALTERF

Serap AY

TAURİ

Çiğdem KİZEK

ANCHA

Beyhan AYDIN

Skorpion takım yıldızı… Ahali arasında “Gruppo Latinos Feministars”
diye anılıyorlarmış… Belli bir mesafeye kadar yanlarına yaklaşmak mümkün…
O sınır aşılırsa mal ve can emniyeti açısından sakıncalıdır…
Bu mesafeyi oşinografi merkezine sorarak öğrenebilirsiniz…
Dansları rüzgar gibi…
NEKKAR Nuri KORKMAZ
şimdiye kadar belki de korkusuz bir ademdi…
Artık öyle olduğunu pek söyleyemeyiz…
Cep telefonu çalınca numaraya bakıp esas duruşta “YES” tuşuna basıyorsa
“var bu işte bir iş” diye düşünürsünüz herhalde…
Eğer böyle düşünüyorsanız haklısınızdır… “Vücut dili” bu, yalanı dolanı pek yoktur…
Yani süratli bir değişimin debelenmeleri içinde… Geçenlerde kahve falına baktırdı…
Buna tanığız… Biz falcının yalancısıyız ama üç vakte kadar başına ya devlet kuşu
veya millet kuşu konacakmış… Bakalım göreceğiz başına ne konacağını…
Teknolojiyi sever mi yoksa kendince kurcalar durur mu bilmiyoruz ancak
dansı seviyor… En geç yorulan organı çenesi… Orasının enerji kaynağı farklı gibi
geliyor bize… Barbunya pilaki, Bombay fasulyesinden piyaz bir de Burgaz tiryakisi…
Burgaz’ı üç gün önünde görmesin asılır suratı… Burgaz’dan üç gün ayrı
kalmak kedere boğar Ömer Hayyam militanını… Beynü balasına inip tüneyecek
beyaz kanatlı kuşunu bekliyor…
ALPHA BOTES Şakir Tarkan SIRMA
Anadan doğma sanatçı… Yani sonradan olmalardan değil…
Drama ve dansla çok sonraları ilişki kurdu…
Ancak müthiş soyutlama gücüyle taşa metale can verir ve sizi onlara hayran bırakır…
şimdi de drama dünyasında yeni yeni figürlere can verecek artık…
Taşa, metale can verdiği gibi yaparsa bu işi de vay geldi başımıza…
Her yıl en az birkaç oyun ister… Haluk Bey’le epey karşılıklı oynayacaklar…
Oynasınlar…
Biz de izleriz…
Tango konusunda baba-oğul epey çekişirler…
Filler dalaşınca ormanın anası ağlarmış…
Onların çekişmesinden anası ağlayacak olan sahneler…
Sahneler, pistler ağlayacak…
Ağlasınlar…
CYGNUS Ebru SIRMA
Adrenalin tutkunu ve imalatçısı… Telaş günlük yaşamının en belirgin ögesi…
Bu yanı sadece Burgaz’a ayak basar basmaz tedavülden kalkıyor…
Börtü-böceği, hayvanatları, tüm çocukları kendi evreninin merkezine oturtmuştur…
Bu konuda her şey tamam… Öğretmenliğine gelince…
Ver eline bufaloyu kısa zamanda Romeo’yu oynatsın…
Rize’li eski bir siyasetçinin jargonuyla söylersek “kompile” Burgaz’cı…
Sath-ı müdafacı ve o sathı tüm Burgaz’dır…
Yolda, dağda, bayırda her nerede olursa olsun bebekle, çocukla
karşılaşmaya görsün… Allem eder kalem eder anasının elinden kapar onları…
Odi’yi, bir de Gullit’i; vejetaryen yapamadı, bir ömür de yapamayacak…
Yapsın görelim…
Eşitlik, adalet, emek, barış gibi dibi tutturulmaya çalışılan evrensel değerlerin meftunu…
Kadın dünyasının da iyilerinden hatta cevvallerinden olma yolunda süratli yol alıyor…
şartlar ne olursa olsun bu yoldan, o istikametten vazgeçmez…
Çünkü bu konuda dört defransiyel…
Yolu açık olsun!...
Veya olmasın…
O istikametini biliyor…
ODİ
Böyle bir yıldız ismi var mı? Vallahi bunu biz de bilmiyoruz… Ama O, kesinlikle bir
yıldız… O’na bazıları sokak kedisi diyor… O, bale okulu kedisi… Klasik Batı müziğine
ve tangoya bayılır. 2 yaşına girdi ancak aklı annesinin memesinden süt içmekte…
Pique’si, Trace’si, Tendu’su, Tombe’si, Developpe’si, Jete’leri, Ballon’ları ve Pas de
Chat’ları doğal olarak olağanüstü… Yani lafı uzatmayalım bale tekniği muhteşem…
Kendi de… Ebru’ya kalsa vejetaryen olmalı… Allahtan öyle kolay kolay anasının
sözünü dinleyecek olanlardan değil…
GULLİT
Bu da anadan doğma bir yıldız… Sonradan olmalardan değil… O, Diogenes’in en
sevdiği canlıların başında geliyor. Adam bunlara haklı olarak imrenip “köpeğim”
demiş… Gullit’i sevmeyen bızdık balerin hemen hemen yok gibi… Gullit bazen bu
cadıların sevgisi karşısında bunalıyor. Karnını doyurup (bazen biraz fazla kaçırıyor)
kafasını dinlemeye bayılıyor… Gürültülü müzikten pek hoşlanmıyor… Serde çelebilik
var ya… Amerikan spegatının ustası… Güneşli havalarda keyfine diyecek yok…
Bir bale okulunda piliç çevirme yemek gibi bir tutkusu var… Afiyet olsun…
“Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar” yesin…

Başa Dön

Halaskargazi Cad. No:182/2 Osmanbey - Şişli - İSTANBUL       Tel: (212) 219 4548         info@sirmabaledans.com